Ben bana kendim için lazımım diye başlayan satırlarımın,dilimin kıvrımlarında şekillenerek yol alması,yolumu bulmama yardımcı olan sıfatları bulmamı sağlarken yok oluşlara bakıp iç geçirir yaslı gözlerim.Bazen öznesi eksik bir tümcenin bütün işi üstlenmiş tümleci gibi hissederim kendimi.Benmi eksiğim hayat denen gevezenin cümlelerimi ?
Domino taşı misali itekleyerek birilerini yer ediniliyorsa hayatta,ve hayat bir yap-boz oyunuysa ya ben bir çakıl taşıyım dik duramıyorum yada köşesiz bir yap-boz tahtasında yerim sadece köşelerden ibaret..
Eğer Oyunsa yaşam,oyunun kuralları belliyse ve Kesinleşmişse,kuralsızlığa inanan birinin kurallara alışamaması cezalandırılıyorsa,Hayat yerine göre adil,en ağır cezaların talibiyim. Bana vaciptir vur boynumu Azrail.
Adaletin gerçeği sondadır aslında,Azrail söylerken son sözünü kulağıma,gerçek adaletin lisanını ben duyarım sadece fısıldarken, oda cevap beklemez,savunmamı yapmak istiyorum ey ölümün sefiri dinle beni.Hayata yapmadığım savunmamı sen bari yaz ölüm adını taşıyan defterine.Yaz “Ben bu Dünyadan şikayetçiyim”
Sayamadım bu canıma kaç kez talip oldu Azrail,gelip geçerken selam verir,hatırlatır Hayat çizgisinin sonundaki imla işaretini.Suretini silmek için akıllardan,sürenin dolmasını bekliyorum dercesine,korkunun faydası olsa da anlamı yok,anlamsız dünyanın anlamını sormak için evet hala inatla davacıyım
Merak etme sonucu belli bir dava açtım Dünyaya, “Tanık şikayetçi,Sanık pişkin” Yargıç adil olsa da düşer bu dava maksat dava dosyamız olsun kayıtlarda,Cehennemde 10 dakika fazla ikamet etsek bir şey değişmez,alışığız Dünyada cehennemi yaşamaya…